1987 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1987 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ekim 2012 Çarşamba

misafirlik öncesi kadıköy diggin part III - zihni abinler

rainbow45'te (aşağıda anlatıldığı üzere) bunca vakit geçirdikten sonra normal şartlarda sonaya doğru yola çıkmamız gerekiyordu ama burcu'nun telefon konuşmasıyla daha vaktimizin olduğu ortaya çıkınca akmar pasajı'na yöneldik. zihni'ye girersek geç kalacağımızı biliyordum ama burcu bunu öngörememişti. neyse girdik ve ne var ne yok taramaya başladık ki tarama sonunda orada çalışan elemandan en süper digger çift ödülünü aldık indirim babında bir işe yaramasa da... zaten indirim konusunda ne kadar yavşaklaşsan da karşılık alamadığın yerlerin başında geliyor zihni abinler. dandirikten bir indirim söz konusu oluyor, 3-5 gibi... neyse, burcu arvo pärt: arbos'u görünce aklı çıktı. sıfır plak, üstelik 87de basılmış. acaba yeniden mi basılmış? her koşulda gözel oldu, kızımız bu abiyi hakkaten pek seviyor daha önceden a.k. müzik'in cihangirdeki opus 3a dükkanından da miserere ve trivium'u almış idik. bu albüm bana en çok geçeni oldu dinleyince, tonundan mıdır, neyindendir bilemedum bana atom heart mother'ın bazı temalarını anımsattı. pek gözel albüm iyi ki almışız dedirtti kendisi.
kazuya devam ederken stray cats: built for speed çıktı bu kez. stray cats'in en sevdiğim, çalma hardcase'inde sürekli bulunan ve rakın rol çalarken illa ki bir şarkısını attırdığım albümü... ilkokul birinci sınıfta, kankam bayram'la çılgınca rock and roll dinleyip, enerjiyi atmak için dans yerine salondaki sehpanın etrafında birbirimizi kovalarken eskilerden chuck berry, fats domino ya da yenilerden shakin' stevens dinlerken nasıl olmuş da stray cats girmemiş hayatıma. belki de türkiye'de basılmadı o dönem plak ve cdleri. shakin' stevens poptu baya, stray cats kötü çocuk olduğu için mainstream'e yaklaşamadı. çok sonraları ayto'dan dinlemiştim. burcu da geçen yıl bu zamanlar haiti'den dönerken başka bir sürü plakla beraber evimizin ilk stray cats plağı rant'n ravenı getirmişti. [tabii ölmüş de ağlayanı yok haiti'den değil, aktarma yaptığı new york'tan almıştı plakları]
dükkanın girişinde solda, duvara sırtını vererek baktığın plaklar ise ağırlıkla ikinci jazz plakları ve asıl hazine orada gibi aslında. oraya geçmeden önce aralıklarla birbirimize hadi, geç kalıyoruz, tamam istediğin zaman çıkalım gibi cümleler sarf etmiş ama bir yandan da kazuya devam etmiştik. burcu duke ellington's greatest hits ile çıktı geldi, fiyatı çok uygun, şarkıları da biliyorum dedi. bense bir farklı dönemlerden, farklı soundlarda ve de kapağında duke'un korkunç bir pardesüyle poz verdiği bir toplama yerine bir albüm almayı önerdim. ki dükkanda nefis görünen soul call ve ismiyle cazip afro-bossa mevcuttu. burcu kararsız kaldı, soul call'a önce tamam dedi, ama baktım aklı greatest hits'te ve bildiği sevdiği şarkılarda, ben onda ısrar ettim. az önce bizi en uyumlu çift ilan eden çalışan arkadaşın fikrini değiştirmeye çalıştırırcasına diğerinin istediği olsun yarışına girmiştik. benim dediğim oldu sonunda, devamında yolda internetten soul call'ı araştıran burcucum küçük bir pişmanlık yaşadı, kaçmıyorlar ya onu da sonra alırız di mi?
ama zihni'deki en süper olay 15 liraya lou rawls: the way it was the way it is (discogs'ta bendeki edition [C 062-80 119] yok, girince update ederun linki) albümünü bulmaktı. lou rawls'un hep 70 ortası ve sonrası dönemi plaklarına rastlamıştım dükkanlarda ve nette. lou abimin sesi hep güzel ama axelrod ile 60 sonu 70 başı dönemlerindeki prodüksiyonlar daha bir nefisti... zaten lou rawls ile tanışmam da vaktiyle lale plaktan aldığım i can't make it alone: the axelrod years toplama cdsi ile olmuştu. çılgıncasına sevdiğim season of the witch'in en hastası olduğum versiyonlarından birini de rawls abim yapmıştı ve o da bu albümdeydi. kapak VG+ plak da NM olunca demesinlerdi keyfime! albümün bir acayipliği arka kapakta şarkıların albümdeki sıralarına göre değil aranjörüne göre sıralanması ki ilk anda hay allahım rong treklist dedirtiyor ve cadı mevsimini akla getiriyor mystery train görüntüleri altında: ervisü! karu pörkins! erivisü! kaaaru pörkinsü!

misafirlik öncesi kadıköy diggin part II - rainbow45

ufacık tefecik bir turşucuk, ortasona ve lisebire giden bir küçük metalci çocucuk iken eskişehirde iki eylül caddesinin hamamyolu çıkışına denk gelen, odunpazarı mevkiine yakın bir pasajında bir metalci dükkanı vardı ki ismini hatırlamıyorum. lakin dükkan tabelasına logo olarak motörhead'in ikonu warpig a.k.a. snaggletooth'u koymuş idi... dükkanın vitrinini de ağız sulandırıcı kuru kafalar, zincirler, metal posterleri ve albüm kapaklarıyla öyle bir süslemişti ki dükkanın içine girene kadar vitrinde saatler geçirebilirdiniz ki biz öyle yapardık. slayer'ın megadeth'in whiplash'ın voivod'un türlü türlü thrash ve speed çılgını grubun albüm ve materyallerini orada görmek akıl yitimine neden oluyordu... purplelar zeppelinler gibi klasikler ya da bon joviler leppardlar whitesnakeler gibi dönemin popüler hard rock grupları da orada mevcut muydu bilmiyorum, gözüm hiç onları görmemiş, orta sonda çılgın gibi dinlememe rağmen hatırlamıyorum bile... bir speed-thrash trenine binmiş gidiyordum. dükkanın sahibi abi de muhtemelen bizden 3-5 sene önce o trene binmiş, şimdi de eskişehir vagonlarını çeken lokomotifi sürüyordu. aklımızı uçuran onlarca albüm arasında bütçelerimiz de harçlıklarla sınırlı olduğu için aytuğ ve diğer metalci arkadaşlarımla albümleri seçiyor, birinin kasede çektirdiğini diğeri ondan kopyalıyordu. ilk kopyalattığım albüm speed kills II: the mayhem continues isimli toplamaydı... agents of steel'in muhteşem marşıyla başlayan albümde helloween'den anthrax'a, bathory'den sodom'a, whiplash'a kadar acayip isimler bir de bilmediğim muhtemelen pek de uzun ömürlü olmayan gruplar vardı... değil ben yaştaki bence hiçbir yaştaki bir çocuğun gene başka bir sevilen ikonumuz olan rattlehead'in kapakta emlakçı pozuyla durduğu megadeth'in peace sells... but who's buying albümünü görüp dinlemek-kasede çektirmek-almak-çalmak eylemlerinden birine yeltenmemesi mümkün değildi ve ben en makul olanı yapıp kasede çektirmeye karar verdim ve de her şeyin kadir kıymetinin bilindiği son zamanların meşhur sorularından biriyle karşılaştım: arkasına ne çekelim?! dükkanda şöyle bir göz gezdirdim, türlü türlü mezarından kaçmış yaratıklı albüm kapağını dolaşan bakışlarım silahlarını bana döndürmüş "teslim alıyoruz" diyen dört serseride kaldı. bunu çek abi diyip overkill: taking over albümünü gösterdim. haliyle peace sells de taking over da nefisti ama esas mevzu bizim thrash treninin makinisti taking over yerine overkill'in ilk albümü feel the fire'ın şarkı isimlerini yazmıştı. böylelikle uzun süre deny the cross'un nakaratlarını raise the dead şeklinde filan söylemeye çalıştım keza bobby blitz we are the wrecking crew diye bağrınırken ben ordan bir rotten to the core cümlesi çıkarmaya çalışıyordum.
eski konak yıllar önce yandı gitti, biz de burcuyla kadıköy seferimizin ikinci ayağı rainbow45'e geldik. biraz clashlara seyirdikten sonra heavy metal bölümüne geçtim running wild port royal ve slayer haunting the chapel albümlerini görende aklım çıktı... ama gitti gidiyordan da kovaladığım taking over'ı almaya karar verdim karşıma çıkmışken, bu sıralar da mp3playerda sokaklarda bol overkill dinlemişliğim vardı. aklım slayer'da çokça kalsa da overkill'i koyduk sepete. lakin eve döndüğümüzde plağın bombeli olduğunu fark ettik, göbekten dışa doğru, b tarafında etkili, sesi etkilemeyen bir bombe... bunca şeyi yazdıktan sonra da insan tekrar götürmek istemiyoru.. bakali..
bu gitgeller (slayer mı running wild mı overkill mi) arasında dükkanın diğer raflarını biraz da yalandan karıştırırken bu kez de hep wishlistte duran başka bir ergenlik dönemi albüm çıktı karşıma... the notting hillbillies: missing... presumed having a good time mark knopfler sevdasıyla lise yıllarının sonuna doğru almıştım kasedini ve pekpekçokçok sevmiş, uzun uzun dinlemiş, sonra üniversite sonlarında kaseti harun'a vermiştim. birkaç sene önce plakhanede your own way sweet way'i bulmuş ve almıştım. ve gene bu yaz albüm bilgisayarda repeatte kalmış, biz bir şeylerlen uğraşırken burcu da notting hillbillysine doymuştu... velhasıl kelam artık evde oldukça gıcır (VG++/NM) plağı var... overkill ve notting hillbillies yan yana kes kel alaka ama işte böyle bir şey halkların kardeşliği... ya da burcuvazinin dayanılmaz çekiciliği... dj vadever is in the house! so blues stay away from me!!!