herbie hancock: fat albert rotunda
ben de muhtemelen yaşıtlarımın çoğu gibi herbie hancock'u tarık akan, ahu tuğba, nuri alço ve tecavüzcü coşkun'un yıldızlaştığı kayıp kızlar filmiyle tanıdım herhalde... diskoya baskın sahnesinde herbie hancock ve grandmaster dst'nin electro harikası rockit çalardı. tabii televizyona da bol bol klibi ve canlı versiyonu çıkardı, uzaylı kostümleri, robotik dansları, tuhaf mekanik modelleriyle başka bir dünyadan ve zamandan kopup gelmiş gibiydi ama en acayip kısmı da grandmaster'ın fıtı fıtı fıtı fıtı baby scratchleri olmalı. scratch filminde de mixmaster mike anlatıyor, malcolm mclaren buffalo gals şarkısında, zıgı zıgı, all that scratchin makin me itch, zıgı zıgı bu zıgı zıgı sesi nerden geliyor diyormuş, televizyonu açtış, dst'yi herbie ile beraber canlı scratch atarken görmüş ve ben de bunu yapacağım demiş mesela.
benim zıgı zıgıyla uğraşmaya başlamam da herbie'nin başka işleriyle tanışmam da çok daha sonraları oldu. headhunters funk müziğin kilometre taşlarından olsa da herbie'nin 70ler işleri bana bir türlü tam geçmedi. bir gün babylon lounge'ta yapılan plak pazarlarından birinde zoltan records'un zoltan'ı emekcan yine headhunters ile aynı yılda çıkan sextant'ı çok sayko bir albüm diyerek sattı ama i'm not there, öyle duruyor, dinlemiyorum. amma velakin bu fat albert rotunda'yı sıfır plak satan birkaç mağazada görmüş, sonra da d&r'ın sayfasında rastlamıştım. allmusic'ten öndinleme yaptığımda nefis funk gelmişti kulağıma, easy listening soul-jazz-funk kafasında değil, ama içinde hayli de bop var. öylesine bende olsa listesine koymuşum hepsiburada.com'da... bir tırnak batması belasıyla neredeyse mart başından beri uğraşıyorum, geçer gibi oluyor, yine başlıyor. doktorlar da sandalet giy açık ayakkabı giy demişlerdi. beğendim bir sandalet modeli, baktım en uygun fiyata hepsiburadada. yanına da yağladım herbie abinin plağını. sandaletin temin süresi çok sürecek derken hemen bulundu, plak bir türlü bulunamıyor. bu yüzden de sandalet gelmiyor. sonunda daha bekletmediler sandaleti yolladılar, aldım, beğenmedim, geri göndermeye karar verdim ve gönderdim. birkaç gün sonra sandalet hatrına alınmış herbie'yi çaldım, sonra sagopanın skiti misali, bir daha çaldım, bir daha çaldım. meğersem benim sadık hörbim 60lardaymış.
rahmetli isaac hayes abimizi gençliğimizde shaft filminin müzikleriyle sevip, sonra young mc'nin rap'iyle daha bir eğlenip, klüplerde barlarda bol bol çalıp eğlendirip, chef rolüyle sweet love nasıl yapılır tarifini öğrenip geçirdik günleri... ama bu yayında söz konusu olan isaac hayes: hot buttered soul albümünden haberdar olmam albümün açılış şarkısı walk on by'dan sample alan hooverphonic'in überhypnotictrippy şarkıları 2wicky sayesinde olmuştu. [sözü açılmışken, hooverphonic geçen yıl yeni solistiyle iksv salon'a gelmeden önce esas şahane muhteşem konserini, esas solisti soğuk güzel geike arnaertli orijinal kadrosuyla 2006'da galatasaray üniversitesi şenliklerinde vermiş, ben de birazcık geç kalmak, birazcık da şimdi kim olduğunu hatırlamadığım birilerinin yüzünden (sanki esin gibi geldi şimdi) oraya değil de babylondaki elbow konserine gitmek zorunda kalmış ve bilmediğim bu gruptan pek de zevk almamıştım. üstelik aklım geika'nın belki de beni alıp buralardan götürme ihtimalindeydi ki asıl geika'yla değil moloko'nun solisti róisín murphy'le kaçma planım vardı. 2003 yılında konser için maslak venue'ye gelmişler ve ben çalıştığım için konsere gidememiştim. roisin de kendisine içki servisi yapan, ihtiyaçlarıyla ilgilenen oğlanla hoşlaşmış, sevgili olmuş, almış oğlanı götürmüştü buralardan. zaten hooverphonic'in konuyu buralara kadar getiren şarkısı 2wicky de albüm çıkmadan önce bertolucci'nin stealing beauty filminin soundtrack'inde yer almış, başroldeki liv tyler da rüyama girmiş, bana sırılsıklam aşık olduğunu söylemiş, bense onun dalga geçtiğini düşünmüş, duygularımla oynadığı için kızarak reddetmiş, bana gerçekten aşık olan liv perişan olmuş, ben de liv'e inanmadığım için pişmanlık ve acıyla uyanmıştım. o sıralar uluslararası ün sahibi hanımlardan çok çektim özetle.. mevzu isaac hayes olunca konunun buralara kayması normal herhalde..] sonradan bir baktım walk on by isaac abim de dahil olmak üzere güzelinden yakışıklısına hatta serserinin önde gidenine kadar coverlamayan sample almayan kalmamış. şarkı aslen burt bacharach abimizin ki kendisi çok önemli bir şarkı yazarı, magic moment olsun i say a little prayer olsun look of love olsun boru değil 2012 itibariyle birleşik devletlerde 73 birleşik krallıkta 52 şarkısı ilk 40'a girmiş. işte groovedan sami yeni gelen plakları haber verdiğinde aralarındaki isaac albümleri hemen dikkatimi çekiverdi sıcak tereyağlı ruhu bana ayırıvermesini istedim.
araya kurban bayramı girmişti, bayramdan sonra gittiğimde dükkan kapalıydı. sergi gezdim, dolandım ama sami dönmedi. araya tekrar bir zaman girdi ki her işte bir ay vana teyk yu hayır varmış. dükkana gidebildiğimde başka bir lovemaker abimizin albümü raflardan bana bakıyordu. motörhead: no remorse! çift plaklık motörhead double toplaması, en iyi yılları, en iyi şarkıları, albüm için kaydedilmiş yeni kadroyla yeni şarkılar da var.. ama ilk dinlediğim motörhead şarkısı bunlardan sonrası, zengin insanların mönüde servis edildiği aynı isimli hasta anarşist filmin şarkısı eat the rich, ilk dinlediğim motörhead albümü de bu şarkının da olduğu rock and roll'du. [ki aynı eat the rich birkaç sene sonra dönemin rakçı metalci gençleri için mühim bir yeri olan, aslında doğu blokundaki rock & metal gruplarına destek için yapılmış, ama zuladan bizim de yandığımız thrash the wall toplamasında yer almıştı. king diamond, sodom, annihilator, obituary kimler yoktu ki kasette!] rock and roll albümünü o zamanlar karabük'te ikamet eden tünay akdeniz'den posta yoluyla kasete çektirmiştim. ["big rocker" lakaplı tünay akdeniz'in çok geniş bir rock/metal arşivi vardı, daktiloyla hazırlayıp fotokopiyle çoğalttığı kataloğunu ve eliyle eklediği sayfalardaki yeni gelen albümleri postayla abonelerine yollardı. biz de oradan albümleri seçer, posta çeki hesabına parasını yatırır, kasete çektirir, postacı yolu gözlemeye başlardık. aynı tünay akdeniz'in 45liğini buldum sonraları evde, mesela mesele / dişi denen canlı şarkılarının olduğu albümü hıyar gibi sattım yok yere..] albümün hastası olmuştum ama motörhead'in aslında ne olduğuyla ilgili esas fikri kapıkuleye kadar değil de hammersmith'e kadar uyumak yok albümü verdi. onu da alıcaz allahın izniyle.
aslında bu no remorse'un karton yerine suni deri kapaklı versiyonları var, gönül isterdi onlardan olsun. ama denk gelmiş mis gibi, albüm ve kapağın kondüsyonları çok şahane değil [iyimser VG+] ama atlaması zıplaması yok çıtırtılar kıtırtılar da zaten lemmy abinler yüklenince pis pis duyulmaz oliy, insertler de mevcut, demesinler keyfime ki fiyatı da pek uygundu. zaten sami ile o gün plakçılar ve fiyatları konusunda sohbet ettik. fiyatları diğer alışveriş yaptığım yerlere göre hep daha ucuz. bunun sebebini "plakları satmak için alıyorum" şeklinde güzelce özetledi.
bir de sami abinin ıskarta standı var. arızası olan ya da satmayacağını düşündüğü plaklardan istediğini alabiliyorsun. daha önce bonnie & clyde filminin müziklerini bu şekilde almıştık. müzik namına çok bir şey yoktu zaten plakta, sample alırun, scratch atarun diye düşünmüştüm. gene aynı düşüncelere hitap eden iki hediye plakla döndüm groove'dan.. kapağı pek güzel, maceraların okunduğu bir örümcek adam ile vietnamda uyuşturucu bazlı komiklikler peşindeki çiç ve çong. onlar da kim diyenler, tıklamaya doymadım diyenler, tıklamaya devam edebilirler.
rainbow45'te (aşağıda anlatıldığı üzere) bunca vakit geçirdikten sonra normal şartlarda sonaya doğru yola çıkmamız gerekiyordu ama burcu'nun telefon konuşmasıyla daha vaktimizin olduğu ortaya çıkınca akmar pasajı'na yöneldik. zihni'ye girersek geç kalacağımızı biliyordum ama burcu bunu öngörememişti. neyse girdik ve ne var ne yok taramaya başladık ki tarama sonunda orada çalışan elemandan en süper digger çift ödülünü aldık indirim babında bir işe yaramasa da... zaten indirim konusunda ne kadar yavşaklaşsan da karşılık alamadığın yerlerin başında geliyor zihni abinler. dandirikten bir indirim söz konusu oluyor, 3-5 gibi... neyse, burcu arvo pärt: arbos'u görünce aklı çıktı. sıfır plak, üstelik 87de basılmış. acaba yeniden mi basılmış? her koşulda gözel oldu, kızımız bu abiyi hakkaten pek seviyor daha önceden a.k. müzik'in cihangirdekiopus 3a dükkanından da miserere ve trivium'u almış idik. bu albüm bana en çok geçeni oldu dinleyince, tonundan mıdır, neyindendir bilemedum bana atom heart mother'ın bazı temalarını anımsattı. pek gözel albüm iyi ki almışız dedirtti kendisi. kazuya devam ederken stray cats: built for speed çıktı bu kez. stray cats'in en sevdiğim, çalma hardcase'inde sürekli bulunan ve rakın rol çalarken illa ki bir şarkısını attırdığım albümü... ilkokul birinci sınıfta, kankam bayram'la çılgınca rock and roll dinleyip, enerjiyi atmak için dans yerine salondaki sehpanın etrafında birbirimizi kovalarken eskilerden chuck berry, fats domino ya da yenilerden shakin' stevens dinlerken nasıl olmuş da stray cats girmemiş hayatıma. belki de türkiye'de basılmadı o dönem plak ve cdleri. shakin' stevens poptu baya, stray cats kötü çocuk olduğu için mainstream'e yaklaşamadı. çok sonraları ayto'dan dinlemiştim. burcu da geçen yıl bu zamanlar haiti'den dönerken başka bir sürü plakla beraber evimizin ilk stray cats plağı rant'n ravenı getirmişti. [tabii ölmüş de ağlayanı yok haiti'den değil, aktarma yaptığı new york'tan almıştı plakları]
dükkanın girişinde solda, duvara sırtını vererek baktığın plaklar ise ağırlıkla ikinci jazz plakları ve asıl hazine orada gibi aslında. oraya geçmeden önce aralıklarla birbirimize hadi, geç kalıyoruz, tamam istediğin zaman çıkalım gibi cümleler sarf etmiş ama bir yandan da kazuya devam etmiştik. burcu duke ellington's greatest hits ile çıktı geldi, fiyatı çok uygun, şarkıları da biliyorum dedi. bense bir farklı dönemlerden, farklı soundlarda ve de kapağında duke'un korkunç bir pardesüyle poz verdiği bir toplama yerine bir albüm almayı önerdim. ki dükkanda nefis görünen soul call ve ismiyle cazip afro-bossa mevcuttu. burcu kararsız kaldı, soul call'a önce tamam dedi, ama baktım aklı greatest hits'te ve bildiği sevdiği şarkılarda, ben onda ısrar ettim. az önce bizi en uyumlu çift ilan eden çalışan arkadaşın fikrini değiştirmeye çalıştırırcasına diğerinin istediği olsun yarışına girmiştik. benim dediğim oldu sonunda, devamında yolda internetten soul call'ı araştıran burcucum küçük bir pişmanlık yaşadı, kaçmıyorlar ya onu da sonra alırız di mi?
ama zihni'deki en süper olay 15 liraya lou rawls: the way it was the way it is (discogs'ta bendeki edition [C 062-80 119] yok, girince update ederun linki) albümünü bulmaktı. lou rawls'un hep 70 ortası ve sonrası dönemi plaklarına rastlamıştım dükkanlarda ve nette. lou abimin sesi hep güzel ama axelrod ile 60 sonu 70 başı dönemlerindeki prodüksiyonlar daha bir nefisti... zaten lou rawls ile tanışmam da vaktiyle lale plaktan aldığım i can't make it alone: the axelrod years toplama cdsi ile olmuştu. çılgıncasına sevdiğim season of the witch'in en hastası olduğum versiyonlarından birini de rawls abim yapmıştı ve o da bu albümdeydi. kapak VG+ plak da NM olunca demesinlerdi keyfime! albümün bir acayipliği arka kapakta şarkıların albümdeki sıralarına göre değil aranjörüne göre sıralanması ki ilk anda hay allahım rong treklist dedirtiyor ve cadı mevsimini akla getiriyor mystery train görüntüleri altında: ervisü! karu pörkins! erivisü! kaaaru pörkinsü!